Çok okuyan mı bilir, yoksa çok gezen mi? Genelde hep tartışılır bu konu. Sizin fikriniz ne bilmiyorum ama ben eskiden beridir çok gezenlerin gerçekten çok şey bildiklerini düşünürdüm. Aslında seyahat etmek bence en eğlenceli öğrenme metodu. Çünkü seyahat etmeyi seven insanlar, bir şeyleri tecrübe ederek öğrenirler. Tabi ben bunlar arasında gidip gelirken çok sonradan bir yazarın alıntısıyla karşılaştıktan sonra her ikisinin de olmadığını farkettim. Fakat bu ikisi arasında bir karar vereceksek ben çok gezenden yanayım. Bunun sebeplerini sizler için sıralamak istiyorum. Daha sonrasında ise bahsi geçen yazarın alıntısından ve neden düşüncemi değiştirdiğinden bahsederim.

Mesela çok gezen insanlar yeni diller öğrenir. Belki eğitim görerek, dil kurslarına giderek veya kendinizi farklı öğrenim teknikleriyle geliştirerek de dil öğrenebilirsiniz. Ancak bunların hiçbirisi öğrenmek istediğiniz dilin ülkesine giderek öğrenmenin yerini tutamaz. Mesela; eğitim boyunca İngilizce eğitimi alırsınız. Ama gerçekten ne kadar İngilizce konuşabiliyorsunuz? Neredeyse hiç.  Eğitim hayatı boyunca aldığınız dil eğitimi ile bir ülkeye gittiğiniz zaman sadece başlangıç seviyesinde, belki de sizi birkaç gün idare edebilecek kadar konuşabilirsiniz ki bununla yetinip gitmezsiniz zaten. 

Hiç karşılaşmadığınız farklı kültürlerle tanışırsınız. Hatta bunun için yabancı bir ülkeye gitmeye gerek yok. Kendi ülkenizin farklı bölgelerinde bulunarakta bu eylemi gerçekleştirebilirsiniz. Onların yemeklerini tadabilir, inanışlarını öğrenebilir, kutlamalarını ve yaşayışlarını tecrübe edebilirsiniz. Bu şekilde, insanların kitaplarda yazılanlardan çok daha fazlası olduğunu görür ve öğrendiğiniz her şeyi tam anlamıyla hafızanıza kazırsınız. Ne kadar çok farklı kültürle karşılaşır ve tanışırsanız, bakış açınızı o kadar genişletir ve hayata çok daha farklı bir gözle bakarsınız.

Tarih öğrenmek ne demekmiş tam anlamıyla anlarsınız. Okul sıralarında tarihle ilgili birçok şey öğrendiniz, tamam. Daha doğrusu büyük ihtimalle ezberlediniz. Ancak seyahatleriniz sayesinde hayatınız boyunca daha önce duymadığınız ve unutamayacağınız tarihi bilgiler edinirsiniz.

Belki de hayatınız boyunca merak ettiğiniz hayatları öğrenme fırsatı elde edersiniz. Özellikle de yurt dışı seyahatlerinizde merak ettiğiniz insanların hayatlarına tanık olur ve öğrenirsiniz. Brezilyalı kadınların sadece püsküllü etek giyen kadınlardan ibaret olmadığını, Meksikalıların kafalarında şapkaları ile sürekli şarkı söylemediklerini anlarsınız. Tüm Fransız kadınların şık giyinmediğini görürsünüz.

Doğayı keşfetme fırsatı bulursunuz. Mesela gittiğiniz yerlerdeki doğal güzellikleri anlamaya başlar, kitaplarda göremeyeceğiniz hayvan ve bitki türleriyle karşılaşır, gördüğünüz gizemler karşısında büyülenir kalırsınız. Sadece o yörede yetişken bitki türlerini öğrenir, daha önce hiç tatmadığınız meyveleri tadar, hayatınızda gördüğünüz en ilginç ağacın dibinde oturursunuz.

Seyahat ettiğiniz zaman, hayatınızın ilk’lerini yaşamak için büyük bir fırsat elde etmiş olursunuz. Daha önce ismini bile duymadığınız yemekleri tadar, ilk kez bir filin üstüne biner ya da hayalini bile kurmadığınız bir sporla uğraşma cesareti bulursunuz. 

Yeni arkadaşlar edinme konusunda yeteneksiz olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz. Hatta belki biraz utangaç olabilirsiniz. Ancak seyahat ettiğiniz süre boyunca, sosyal yeteneklerinizi geliştirecek ve hiç tanımadığınız insanlarla bile koyu sohbetler kurmayı öğreneceksiniz. Bu sizin sosyal statülerinizi geliştirmenize neden olacak.

Photo by Link Hoang on Unsplash
Photo by Link Hoang on Unsplash

Tamamen yabancı bir yere gittiğiniz zaman ilk etapta belki biraz korkabilirsiniz. Etrafınızdaki herkes sizin için potansiyel bir tehlike anlamına gelebilir. Ancak zaman geçtikçe korkmanın yersiz olduğunu farkeder ve bir yere bağlı kalmamanın ne kadar eğlenceli olduğunu anlarsınız. Sırtınızda çantanız ile istediğiniz her yere gidebilme özgürlüğü var ya, işte onu öğrenir ve birçok tecrübe edinirsiniz.

Bence en önemlisi yeni kültürlerle tanıştıkça, farklılıkların o kadar da önemli olmadığını anlar ve dünyanın tüm canlılara ev sahipliği yaptığını görürsünüz. Din, dil, ırk… Gerçekten bunların hiçbir önemi yok. Yüzyıllar öncesinde yaşanan savaşlar yüzünden insanların birbirinden nefret etmesine anlam veremez ve karşınıza çıkan herkese aynı sevgiyle yaklaşmaya başlarsınız. Tüm önyargılarınızdan arınırsınız.

Evet tüm bu saydıklarım karşısında çok gezenin çok okuyana göre daha fazla şey bildiğini ortaya koyuyor. Yani bu ikileme çok zaman ayırmayıp derine inmediğimiz zaman karşımıza çıkan tablo bu. Benim düşüncem de bu yöndeydi aslına bakarsanız. Geçenlerde metrobüste makale okurken bir yazıyla karşılaştım. Yazar bu konuya değinmişti. Bu yazı, bu konu hakkındaki tüm düşüncelerimi toparlamama gerçekten yardımcı oldu diyebilirim. Yazarın düşüncelerini sizinle paylaşmak ve sözü sizlere bırakmak istiyorum:

Okuduğu yer hakkında seyahat yapan, seyahat yaptığı yerle alakalı da okuyan kişi daha çok bilir.

 

Bana soracak olursanız bu yazıyla karşılaştıktan sonra özellikle araştırmacı bir kişiliğin farkındalığını kavramak ve bir şeylere bağımlı kalmamak gerektiğini düşünmeye başladım. Yani ne sadece okumakla kalmak gerek ne de sadece gezmek. Bence ne çok okuyan daha iyi bilir ne de çok gezen. Bence her ikisini yapabilenler en iyi bilenlerdir. Sürekli öğrenmenin peşinde olmak, merak etmek, araştırmak ve üzerine gitmek. Tarifsiz bir mutluluğu ifade ediyor benim için. Sadece bir şeye bağlı kalmamak ve her zaman daha fazlasını öğrenmek istemek gibisi yok.

Yorum Alanı

avatar
  Abone ol  
Bildir